Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Eylül (157)      Ağustos (118)      Temmuz (128)      Haziran (104)

Sözleşmeden Dönme

Sözleşmeden Dönme

- Vedat Kitapçılık

Sayfa Sayısı
:  
622
Kitap Ölçüleri
:  
16x23 cm
Basım Yılı
:  
2007
ISBN NO
:  
978-975-8875-94-8

230,00 TL









Sözleşmeden dönmenin, sözleşmeyi aynen -iptal - gibi, geçmişe etkili dolaysız bir yıkıcı güçle, hiç kurulmamışcasına silip süpüreceği ve buna bağlı olarak dönme sonrası çözülme ilişkisinin hukuki sebebin ortadan kalkmasına dayanan bir haksız zenginleşme sorumluluğuyla belirleneceği yolundaki yadırgatıcı varsayım günümüzde yerini daha gerçekçi bir anlayışa bırakmaktadır. Bugün ağır basan anlayışa göre, ister ifa öncesinde, ister ifa sonrasında gerçekleştirilsin, dönmenin olumsuz gücü, sözleşme ilişkisinin sadece içeriğine yönelik bir dolaylı güçtür. Dönme, sözleşmenin içeriğini tersine çevirmekle, düz verme yükümlerini ters geri verme yükümlerine dönüştürmekle kalır; henüz yerine getirilmemiş olan edimlerin gerçekleştirilmesi istemini sürekli bir defi hakkıyla bloke eder; yerine getirilmiş edimlerinse, doğrudan doğruya sözleşme kökenli iade istemleriyle geri sağlanmasını olanaklı kılar. Birtakım benzetmelerle açalım: Dönme, sözleşme ırmağını tersine akıtır; ileriye akan edimleri geriye döndürür; sözleşmeyi bir U dönüşünde çark ettirir; artıları eksilere dönüştürür (Unrvvandlungstheorie). Bu yeni anlayış sayesinde, dönmeyle içeriği tersine çevrilmiş sözleşmeye özgü yorum, savunma, teminat, tazminat, zamanaşımı, ispat yükü ve hasar düzeni yürürlükte kalır. Özellikle objektif zenginleşme (pretium commu-ne) ile sınırlı iade sorumluluğu, zenginleşmenin eksildiği savunması ve zamanaşımı süresinin kısalığı yüzünden, ayrıca başkaca nedenlerle amaca hiç de uygun düşmeyen haksız zenginleşme kuralları devre dışı kalır. Hiç kuşku yoktur ki dönme üzerine doğan çözülme ilişkisinde iade edilecek nesneyle bağlantılı yararların ve masrafların karşılanıp denkleştirilmesi konusunda ister istemez haksız zenginleşme (BK mad. 63/64), haksız zilyetlik (TMK 906-908) ve başkaca yasal tasfiye kurallarından (BK mad. 192/205ten) örnekseme (kıyas) yoluyla yararlanılacaktır. Böylece, düz verme yükümlerine ilişkin sözleşme hukuku kurallarının ters geri verme yükümlerini birçok alanlarda çözümsüz bırakan düzenlemesi, yasanın değişik tasfiye düzenlemelerinin senteziyle tamamlanıp biçimlendirilecektir. Ama bir başına yetersiz haksız zenginleşme hükümlerinin şematik ve mekanik bir uygulaması asla söz konusu olmayacaktır. Aslında, bu yeni dönme kuramının geniş bir yandaş topluluğu kazanmasında, çözülme (tasfiye) ilişkileri açısından yetersiz kalan haksız zenginleşme hükümlerinden (özellikle BK mad. 63 Fin zenginleşmenin eksildiği savunmasından, zenginleşmeyi objektif piyasa değeriyle belirleme zorunluluğundan ve kısa zamanaşımından) sıyrılıp kaçma güdüsü önemli bir rol oynamış olsa gerektir. Nitekim borçlunun sorumluluğunu gerektirmeyen sonraki imkansızlıkta da, aynı yaklaşımla, -haksız zenginleşme- yerine -sözleşme- kökenli bir tasfiye ilişkisinin varlığı kabul edilir. Eklemek gerekir ki sözleşmeden dönmenin edimin -causa- halısını altından çekip aldığı ve sözleşmeyi çökerttiği yolundaki geleneksel varsayım karşısında bile, dönmenin herhangi bir aynî etkisine yer olamaz. Hukuki sebebe bağlılık ilkesinin işlediği durumlarda da iade istemi aynî güç taşımaz; ancak nispi, kişisel alacak hakkı düzeyinde kalır. Çünkü bir aynî hak bir kez geçerli bir biçimde kazandırıldıktan sonra, onun, hukuki sebebinin (ca-usa-sının) sonradan ortadan kalkmasıyla adeta bir bumerang pervanesi gibi eski sahibine kendiliğinden geri dönmesine olanak yoktur. Değil dönme açısından, geçmişe etkili iptal veya mirasın reddi açısından bile böyledir durum. Bu hukuki gerçek, aynî hakkın üçüncü kişiler indindeki özel ağırlığından, onun bağımsızlığı ilkesinden çıkar. Aynî hak bir kere geçerli biçimde devredilince, artık ancak aleniyet kuralları (teslim ilkesi) çerçevesinde geri döndürülebilir. Nitekim sözleşmeden dönme bozucu koşuluna bağlı mülkiyeti saklı tutma anlaşmasının varlığına duyulan özel gereksinim doğrudan doğruya bu olgudan kaynaklanır. Dönme üzerine iadesi gerekecek nesnenin dönmeden önce veya sonra, dönme hakkı sahibinin veya karşı yanın elindeyken yok olması, hasara uğraması, tüketilmesi, yıpratılması, başkalaştırılması veya başkalarına devredilmesi halinde karşı edim hasarının ve sorumluluğun nasıl belirleneceği, ifa engelleri hukukunun çözümü en zor sorunlarındandır. Bu konuya ilişkin çözüm önerileri çok renklidir: Haksız zenginleşmenin kalmadığı (BK mad. 63 I) savunması, karşı edim hasarını iade alacak-lısına yükleyen BK mad. 204 Fin düzeni, aynı hasarı, tam tersine, iade borçlusunun üstünde bırakan BK mad. 117 II 1 kuralının ve hesap artığı (Saldo) kuramının düzeni, risk sorumluluğu (BK mad. 102/MK mad. 995) çerçevesinde kusursuzlukta bile değer tazmini yükümünü öngören çözüm, dönmeye bağlanan hasar düzeninden kaçarak (dönme beyanı geri alınarak) aynen ifayı ve ifa etmeme tazminatını isteme seçeneklerine aktarma olanağı önerisini (ius variandi) bu arada dönmeden sonra iade edilecek nesnenin yıpratılmasından ötürü sorumluluğun ağırlaşması anı açısından, dönme hakkı sahibinin dönme nedenini öğrendiği an ile dönme muhatabının dönmeye yol açtığı an (borca aykırılık anı) önerilir. Bunlar zengin ve renkli öneriler buketi içinde özellikle göze çarpar. Yeni Alman § 346 BGB kuralına göre, kronolojik rastlantılardan ve kusurdan bağımsız olarak, edimin iadesi herhangi bir nedenle gerçekleştirilemediğinde, kural olarak, edimin yerine, onun sözleşmede saptanmış parasal karşılığı (Wertersatz) verilir. (Yoksa salt objektif zenginleşme değeri değil!). Böylece iade edilecek nesnenin hasar görmesi riski iade borçlusuna yüklenir. Hasarın iade alacaklısına yüklenmesinin adaletli gözüktüğü üç ayrık saklıdır. Bu ayrıklar şunlardır: a. iade imkansızlığına iade alacaklısının kendisi yol açmıştır; b. Borçlunun sözleşmeye aykırılığı yüzünden dönmüş olan alacaklı tüm özeni gösterdiği halde iade edilecek mal hasar görmüştür; c. İade imkansızlığı zaten iade alacaklısında da oluşacaktı. Bu üç ayrıksı durumda iade alacaklısına sadece elde kalan zenginleşme iade edilir. Yoksa değer tazmini söz konusu olmaz. Bu pratik ve pragmatik düzenleme uygulamamıza bilimsel kaynak olarak ışık tutabilir. Sözleşmeden dönme, tek başına, alacaklıyı, eğer sözleşme zamanında ifa edilmiş olsaydı veya hiç kurulmuş olmasaydı, içinde bulunacağı varsaydı elverişli konuma getirmeye yetmez. Ne de olsa alacaklının kurtarılmış edimin değerini aşan zararları olabilir, işte bu nedenledir ki yasa, temerrüde düşmüş olan borçlusuna karşı sözleşmeden dönerek kendi edimini kurtaran alacaklıya bir de temerrüt yüzünden uğramış bulunduğu zararın giderimi istemini sunar (BK mad. 108 II). Bu tazminat alacağından, dönmeyle kurtarılmış olan edimin değerinin düşüleceği kuşkusuzdur. Kuşkulu olan, bu tazminatın anılan edimin değeri çıktıktan sonraki kapsamıdır. Dönmenin sözleşmeyi iptal gibi hükümsüz kıldığı dogmasının da etkisi altında kalan baskın görüş, bu tazminatı -menfi zarar-kavramıyla sınırlı tutar. Menfi zararın kapsamına yalnız sözleşme öncesinde yapılmış masraflar ve sözleşme yüzünden kaçırılmış başkaca fırsatlar (örneğin malı daha ucuza alma fırsatı) girer. Oysa, sözleşmeden dönen alacaklının müspet zararının yani ifa çıkarının tazminini isteyebilmesi gerekir. Müspet zararın kapsamına edimden yoksun kalmaya bağlı tüm kazanç kayıpları girer. Unutulmasın ki dönme müspet tazminat yığılması (istifi), alacaklının mübadele kuramını dışlayan fark kuramı çerçevesindeki tazminat istemi bakımından -de facto-yürür. Sonra, peşin para ödemiş olan alacaklı yararına da tazminat istemi bağlamında işin niteliği gereği -de facto- aynı formül işler; alacaklı hem vermiş olduğu parayı kurtarır hem de ek müspet ifa çıkarının tazminini sağlar. Dahası var: Satıcının zapttan ve ayıptan ötürü garanti sorumluluğunda yasa (BK mad. 192 I bent 4 ve II ile BK mad. 205 II 2 ve III), dönme müspet tazminat formülünü açıkça benimsemiştir. Bu hukuki gerçekler karşısında dönme müspet tazminat yığılmasının sadece peşin olarak para yerine mal vermiş bilgisiz, saf ve aceleci alacaklılardan esirgenmesi tutarlı ve adaletli sayılamaz. Sözleşmenin kurulmadığını varsayan olumsuz nedensellik mantığının ve kavram hukukçuluğunun yapay ürünü - menfi zarar kavramı, baştan (konuda) imkansızlık butlanına yol açmadan ötürü - culpa in contra-hendo - tazminatında olduğu gibi, burada da terkedilip rafa kaldırılmalıdır. Nitekim son yıllarda yürürlüğe sokulan uluslararası anlaşmalarda ve yeni BGBde (§ 325 de) benimsenen çözüm de bu yöndedir. Fesih hakkına eşlik edebileceği kabul edilen sözleşmeye aykırılık tazminatının dönme hakkına eşlik edemeyeceği sanısı ve saplantısı, dönmenin sözleşmeyi fesihten farklı olarak ve aynen iptal gibi geçmişe etkili biçimde silip süpürdüğü yolundaki aşılmış dogmaya dayanır. Zararın nedeni her iki olasılıkta da borçlunun sözleşmeye aykırı davranışı olduğuna göre, anlaşılacak gibi değildir bu. isviçre BK ′nun yapılmasıyla ilgili tarihsel rastlantılara (daha doğrusu bir tarihsel kazaya) dayanan ve bir benzerine hiçbir Avrupa yasasında rastlanmayan, üstelik bizatihi Ã�sviçre-Türk BKnun zaptta ve ayıpta dönmeyle tam tazminatı pekala istif ettiren düzenlemesiyle de çelişen bu düzenleme tüm isviçreli hukukçularca ağızbirliğiyle, isolee, malheureuse et obsolete (izole, talihsiz ve anlamsız) diye eleştirilir. Bu çağdışı anlayışın yol açtığı pratik sonuçlar ise düpedüz şoke edicidir; para alacaklısına ve teslimini borçlandığı eşyayı henüz elinden çıkarmayan alacaklıya fark kuramı çerçevesinde sunulan avantaj, malı elinden çıkarmış olduğu için fark kuramının sağladığı avantajdan yararlanamaya-cak olan alacaklıdan gereksiz ve haksız yere esirgenir. Eşitlik ilkesi düpedüz ayaklar altındadır. İsviçre den başka hiçbir yerde rastlanmaz bu adaletsizliğe! En son yasal düzenleme örneği olarak Code Civil Avant-Projet, Art. 1162 H ye bakıldığında bu konuda şu kurala rastlanır: -Lorsque la resolution est imputable â lune des parties celleci doit en outre indemniser lautre de tous les dom-mages et interets. Türkçesi: Dönmeye yol açan, tüm zararı giderir. (Ayrıca bk. § 281 VBGB) - Sözleşmeden Dönmenin yayımlanmasından sonra çıkmış olan (ve kimi bu tezde savunulan görüşe karşı tavır almış da olsa) her biri bu konuda bilimsel düzeyi çok yüksek bir çıtayı aşmış olan şu yapıtlar burada özel olarak anılmaya değer: BUZ: Borçlunun Temerrüdünde Sözleşmeden Dönme; Ankara, 1998 BUZ: Yenilik Doğuran Haklar, Ankara, 2005 BEİNERT: Wesentliche Vertragsverletzung und Rücktritt, Bielefeld, 1979 EHRAT: Der Rücktritt vom Vertrag, Zürich, 1990 ERGÜNE: Olumsuz Zarar, İstanbul, 2007 GLASL: Die Rückabwicklung im Obligationenrecht, Zürich, 1992 HAVUTÇU: Tam İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmelerde Temerrüt ve Müsbet Zararın Tazmini, İzmir, 1995 HELLWEGE: Die Rückabwicklung gegenseitiger Vertrage, 2003 KAlSER: Die Rückabvvicklung gegenseitiger Vertrage wegen Nicht-und Schlechterfüllung, 2000 LESER: Der Rücktritt vom Vertrag, Tübingen, 1975 ÖZ: İş Sahibinin Eser Sözleşmesinden Dönmesi, İstanbul, 1990 ÖZEL: Geri Alma Hakkı, Ankara, 1998 SCHENKER: Die Voraussetzungen und die Folgen des Schuldnerver-zugs im schweizerischen Obligationenrecht, Fribourg, 1988 SUTER: Rechtsnatur und Rechtsfolgen des Vertragsrücktritts im Zu-sammenhang mit dem Schuldnerverzug, Zürich, 1991 Vedat Kitapçılığın otuz beş yıl önce yayımlanmış olan bir araştırmayı yeniden basma önerisi beni duygulandırdığı ölçüde düşündürdü de. Gerçekten de otuz beş yıl öncesinde birer -anarşik dinamit - olarak değerlendirilen görüşlerin otuz beş yıl sonra yargıda ve yazında, ülke içinde ve dışında derin kök salması, hatta kimi ülkelerde yasalaşması hem duygu-landırıcı hem düşündürücü. Yukarıda anılan yapıtların büyük çoğunluğunun yanı sıra, ayrıca şu bilimsel, yargısal ve yasal kaynaklar da bu tezde savunduğum görüşlerim doğrultusunda yer almakta: Eren, Borçlar Hukuku, s. 1077 i.s.; Gauch/ Schluep/Schmid/Rey, Obligationenrecht Allgemeiner Teil, 2003, N 1567 i.s., İlginçtir, Schwenzer, Schweizerisches Obligationenrecht Allgemeiner Teil, 4. Auflage, Bern, 2006 N 66. 33/34; Wiegand, Basler Kommentar, OR 109 N 4 i.s.; Weber, Berner Kommentar, 2000, OR 109 N 46 i.s.; İsviçre Federal Mahkemesi, BGE 114 II 156; Yargıtayın 25.01.1984 günlü İBK, Resmi Gazete, Sayı 18 325; Birleşmiş Milletlerin Taşınır Eşya Satımına İlişkin Sözleşmesi (Viyana Sözleşmesi, CISG), Unidroit İlkeleri, Alman Medeni Kanunu v.b. Evrende değişmeyen tek yasa, doğada her şeyin ve düşünce âleminde her fikrin değiştiği yasasıdır. Bu tezin yazarı da bu evrensel yasaya tâbi bir kişi olarak hiç kuşkusuz kimi görüşlerini değiştirmiştir. Bu görüşlerin başında, borçlu temerrüdünden ötürü sözleşmeden dönebilmek için borçlunun kusurunun varlığının gerektiği görüşüyle tasarruf işlemlerinin bozucu koşula asla düşman olmadıkları görüşü yer alır. Bu yayının oluşmasına önerileriyle ve emekleriyle katkıda bulunanlara, özellikle beni bu yayına özendiren ve çalışmayı katkılarıyla zenginleştiren Av. Hayriye Gonca Güngöre ve ayrıca sayfa tasanmcısı bay Sami Abbas A gönül borcum büyüktür. Rona Serozan Bebek, Ağustos 2007 SUNUŞ -Dönme hakkı-, karşılıklı sözleşme ilişkilerinin kuruluşu ile ifası arasındaki süreçte beliren beklenmedik gelişmeler yüzünden, borçlanılmış ve yerine getirilmiş sözleşme edimlerinin tasfiyesini, sözleşenler arasındaki karşılıklı güven bağlılığının ve çıkarlar dengesinin gözetilip kollanması ilkesi ışığında - haklı - ve yerindekılan bütün durumlarda, somut sözleşme adaletinin bekçisi kimliğinde hukuk sahnesine çıkan bir sözleşmeyi çözme yetkisi dir. Bu çözücü yenilik doğuran hak, sözleşmelere sonuna dek bağlı kalın-malıdır (pacta sunt servanda) buyruğunu somut olay adaletiyle uyumlu kılacak biçimde büküp esnekleştiren önemli göreviyle, sözleşme ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen ve çözen yenilik doğurucu haklar katalogunun baş köşesinde yer tutar. Gelgelelim, yasada ve öğretide, bugüne dek bu hakka karşı beslenegelen tarihsel allerji aşılamamış ve bu önemli hak, yaraştığı gerçek yerine bir türlü oturtulamamıştır. Araştırmanın başlıca amacı, bu hakkı, büzülüp kaldığı köşesinden çıkarıp, yaygın bir işlerlik gücüne ve sıcak bir kuramsal ilgiye kavuşturmaktır. İncelemenin başında, dönme hakkının tarihsel gelişim çizgisi ve kavramsal çerçevesi çizilmekte, bu hakkın görevleri, amacı, yenilik doğurucu özü ve sözleşmeleri etkileme gücü saptanmaktadır. Araştırmanın dönme hakkının borçlandırıcı sözleşmeyi etkileme gücüne ve dönme işleminin sonuçlarına ayrılan bölümlerinde, dönmenin borçlanma sözleşmesini dolaysız bir güçle, geçmişe etkili olarak, hiç kurulmamışcasına ortadan kaldırdığı yolunda kökleşmiş olan yaygın kanı sarsılmakta ve dönme sonrası çözülme ilişkisini, hukuksal nedenin (causanın) hukuk evreninden silinip git-mesi olgusuna dayalı bir haksız zenginleşme sorumluluğu ile çerçeveleyen geleneksel dönme kuramı yerine, çok daha sade, pratik, tutarlı ve menfaatler durumuna uygun gözüken şu görüş benimsenmektedir: Dönme işlemi ile, sözleşme ilişkisi hiç kurulmamışcasına yok edilmez; sadece içerik (muhteva) değiştirir; edim ilişkisi, düz verme yükümlerinin ters geri verme yükümlerine çevrildiği bir akdî çözülme ilişkisine dönüşür. İncelemede, sözleşmeden dönme hakkı verebilecek bütün ifa engellerinin dökümü yapılmış, bunun yanısıra,sözleşmede sözleşenlerce saklı tutulmuş dönme hakkına da geniş bir bölüm ayrılmıştır. Araştırmada ayrıca ele alınan belli başlı konular şunlardır: Dönme işlemi eliyle çözülebileceği kuşkulu sözleşmeler (özellikle sürekli sözleşme ilişkileri), sözleşmeden bölümsel (kısmen) dönme, dönme hakkından feragat, dönme hakkının etkisizleşmesi, dönme hakkının kullanılmasında uyulması gerekli temel kural ve ilkeler, dönme hakkının yargılamada (davada) kullanılmasında beliren özellikler, dönme bildiriminin yorumu ve geçersizliği, dönme ile birlikte (ayrıca) bir sözleşmeye aykırılık zarar-giderimi istenebilip istenemeyeceği; eğer istenebilecekse, bu zarar-giderimin nasıl çerçeveleneceği... Bütün sorunların, klâsik ve dogmatik hukukun geleneksel bakış açısının boyutlarını yarıp aşan değişik bir yaklaşımla değişik bir boyuttan ele alınıp çözümlendiği bu çalışma boyunca, önerilen çözümlerin sosyo-ekono-mik gerçeklikleri yansıtmasına ve sosyo-ekonomik gereksinmelere yanıt vermesine özel bir özen gösterilmiş; bütün öneriler, hukukun adalet yerindelik ve hukuksal güvenlik temel değerlerinin denek taşına vurularak denetlenmiştir. Şimdiye değin söylenip yazılmış olanların derlenip değişik bir dilde kaleme alınmasından ibaret kalmaması gereken bir t ez içinde oluşturulan düşüncelerin gelenekselin çerçevesini çatlatacağı doğal bir şeydir. Gel-gelelim, bu araştırmanın yenilikçiliği salt bu düzeyde bırakılmamış, hukuksal sorunlar, aynı zamanda, klâsik hukuk dogmatiği ile şartlanmış bir hukukçuyu yadırgatabilecek bir yöntemle de tutulup kavranmıştır. Şöyle ki, bu araştırmada, hukuksal sorunlara, aysbergin görünmeyen asıl özgül ağırlığının toplumun maddî, ekonomik yaşamıolduğu bilinciyle, tarih, ekonomi ve yurt gerçeklikleri perspektifinin dışında değil, fakat içinde yaklaşılmış ve tutarlılık biçimsel-kavramsal hukuk düzeyinde değil de, ekonomik menfaatler düzeyinde kovalanmıştır. İkincisi, yasal kuralların, yerleşik çözümlerin eleştirisi, sadece de lege ferenda(olması, yapılması gereken yasa açısından) önem taşıyabilecek salt kuramsal (teorik) ne siyasal (politik) değer yargıları derekesinde bırakılmamış, fakat doğrudan doğruya de lege lata (yürürlükteki hukuk açısından) da geçerli hukuksal değer yargıları katına çıkarılmıştır. Üçüncüsü, soyut hukuk kuralının ve kuramının gölgesinde, somut olay adaletinin gözden ve elden kaçırılmaması gereğine uygun yolda, önceden kestirilemez binbir görünüme bürünebilecek somut uyuşmazlık olaylarının özelliklerine uydurulamayacak katılıkta kesin önsel klişelerden ve soyut ayırmacılıklardan kaçınılmış ve daha çok somut olayın maddî verilerine göre esneyecek geniş ve esnekformüller yeğ tutulmuştur. Hukuksal sorunlara böyle bir perspektiften yaklaşıp eğilme, yazarın inancına göre, çağdaş bilimin verilerine uygun düşen bir yöntemdir. Gerçekten de, günümüzde artık sadece gözlenebilen olguları bilimsel araştırma konusu yapan ve gerçek sayan analitik pozitivizm ve bu yöntemin hukuk bilimindeki uzantısı hukuksal pozitivizm modern bilimin ortaya çıkardığı gerçeklikler karşısında, bilimselliğinden kuşku edilen, metafizikdiye yerilen bir yöntem derekesine düşmüştür. Öyle ki, hukukun ve hukuksal kurumların özü, kökü, bağlayıcılık nedeni, nereden gelip nereye gittiği sorunlarını önemsemeyip, felsefî spekülâsyondiye aşağılayarak çözümsüz bırakan ve bu sorunlara ilişkin yargıları da bilim dışı (politik) değer yargıları olarak niteleyen anlayışın temsilcileri gün geçtikçe azalmaktadır. Bilimsel araştırmalarda giderek yaygınlaşan değişik bir bilim anlayışı çerçevesinde, artık bütün olgular, dinamik tarihsel gelişme süreci içinde, toplumsal maddî yaşam ile aralarındaki karşılıklı bağlantılar ile bir arada, çok yanlı ve kapsamlı bir kavrayışla irdelenip incelenmekte, hukuk - toplum - ekonomi ve politika ilişkileri, bilimsel araştırmaların eksenini oluşturmaktadır. Hukuku, amacını kendi bünyesinde taşıyan kendine yeterli bir özerk düzen olarak gören, toplumun olduğu yerde hukuk vardır (ubi societas ibi ius) ya da tarih orada, hukuk ve yasa burada diyen, soyut kural, kurum ve sistemlerden biçimsel mantık ve tasımlama (syllogisme) aracılığı ile hukuksal yargılara ulaşan pozitivizmin apatik ve apolitik tavsif hukukçuluğu karşısında, hukuku ekonomik, toplumsal ve politik bir düzen olarak karşılayan bu yeni perspektifte, hukuksal biçim den, kuraldan, kurumdan ve sistemden önemlisi, hukukun sosyo-ekonomik özü, maddî ve pratikvarlık nedeni ile maddî ve pratik sonucudur. Kural, kurum ve kuramların altında saklı sosyo-ekonomik rasyolar ve gerçeklikler, bunların içeriğini eleştirel, evrimci ve insanlıkçı bir yaklaşımla belirlemede başlıca etmen olmakta ve böylelikle, mekanik-şematik düşünce yerine ampirik-fonksiyonel düşünce egemen olmaktadır. Böyle bir perspektifte, sözleşmeyi mal mübadelesinden, irade özerkliğini fiilî zorunluluk ve bağımlılıktan, hukuk öznesini bencil bireyden, hak sahibini mal sahibinden, hak ehliyetinde eşitliği maddî eşitsizlik olgusundan soyutlamaya artık olanak bulunmamakta, somut hukuksal uyuşmazlık bütün sosyo-ekonomik bağlantıları içerisinde değerlendirilip çözümlenmektedir. Apaçık görünen odur ki, salt hukuksal (püre juridique) düşünüp karar veren homo iuridicuskısa zamanda, ekonomi biliminin çoktan gömülmüş homo economicusunun yanını boylayacak ve geçmişin karanlıklarında kalacaktır. Montesquieu, Savigny, Puchta, Windscheid ve Kelsen′in maddî toplumsal gerçekliklere sırtı çevrik, duyarsız tarihçiliği ve pozitivizmi, menfaat (değerlendirme) hukukçuluğundan, serbest hukuk okulundan, sosyolojikhukukçuluktan,hukuksalgerçekçilikten, varoluşçu hukukçuluktan,hukuksal gerçekçilikten, varoluşçu hukukçuluktan,siyasal hukukçuluktan ve anayasal ilkelerin özel hukuk alanında da işlerliği öğretisinden yediği ağır darbelerle kolay kolay ayakta kalamaz duruma düşmüştük. İmdi, bütün bu gelişmeler karşısında, koyduğu yasanın kurallarının aynen ve kesinlikle uygulanmasını buyuran ve bu konudaki en küçük ödünü (tavizi) suspect, ideologie subversive et principe danarchieolarak karşılayan NapoleoNun yasa imparatorluğu, en ılımlı biçimiyle bile, en az bilim dişiliği kadar sakıncalı insanlık dişiliği ile de çökmeye mahkûm gözükmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, bu araştırmaya modern eğilimler doğrultusunda damgasını vuran yöntemin hukuksal güvenlik(securite juridi-que) gereğine ve hukukun (ekonominin!) istikrar ve emniyetisterine ters düşebileceği kaygısına yer yoktur. Hukuksal güvenlik, biçimseldeğil, fakat maddîbir kavramdır. Anayasanın özgürlükçü, sosyal demokratik hukuk devletinden yana açık tercihi doğrultusunda somutlaştırılmak gerekir. Yoksa, ekonomik girişimlerinin sonuçlarını önceden kestirip hesaplamayı gereksinen sermayenin bir isteri olarak, toplum tarihinin özgül (spesifik) bir aşamasında ortaya atılan yasaların kesin ve sarsılmaz egemenliğidogmasının rasyoları çizgisinde değil.-2 Yurttaşa özlenen hukuk güvenliğini verebilecek hukukçuluk, yurttaşlar arasında, benzer olaylarda benzer yargılara varılacağı yolunda bir kanı yerleştiren hukukçuluk olmayıp, her zaman adaletliyerinde (oppor-tun) ve insanlıkçı hukuksal yargılara varılacağı yolunda bir inancı, bir güveni kökleştiren hukukçuluktur. Bir somut uyuşmazlık olayı ve bu olaya uygulanacak soyut hukuk kuralı, sosyo-ekonomik bağlantıları içerisinde tümel bir yaklaşımla kavran-madıkça, maddî ve manevî yaşam bütünlüğü içerisindeki yerine oturtulma-dıkça, gerçekten adaletli, yerinde ve insanlıkçı bir yargıya ulaşmak ise kesinlikle olanak dışıdır. Biçimsel anlamda hukuksal güvenlik dogmasına sımsıkı bağlı kalarak, yürürlükteki yasa kurallarını birer dokunulmaz tabu ya da kategorik emperatif olarak görenler ve hukuksal kural ile kuramları somut maddî gerçekliye göre biçimleyecek yerde, tam tersine, somut maddî gerçekliği soyut hukuksal kural ile kuramlara göre biçimleyenler, hukukun yalnız adaletve yerindeliktemel değerlerine değil, fakat doğrudan doğruya, hizmet ettiklerini sandıkları hukuksal güvenlik isterine de yabancılaşmaktan kurtulamazlar. Şuracıkta, sadece taşınır mülkiyetinin geçirilmesinde hukuksal nedene bağlılık(illîlik) ve hukuksal nedenden soyutluk(mücer-retlik) görüşlerinin herbirinin birer satranç hamlesi kadar mantıklı ve yasa ile uyumlu olduklarını, ama somut pratikte düpedüz kutuplaştıklannı vebir hukuk kumarı na yol açtıklarını hatırlatayım. Pozitivist mantığın, hukuksal kural ve kurumlar şatosunda inzivaya çekilmiş ve önsel formüller ile klişelere tutsak olmuş yönteminin ne denli istikrarsız çözümlere yol açabileceğini gösterecek çarpıcı örneklerin dökümüne bu tezin hacmi yetmez^- Yazarın inancına göre, bu tez çevresinde oluşturulup geliştirilmiş ve bilimin şaşmaz yasaları karşısında ister istemez yetersiz kalmaya mahkûm edilmiş düşüncelerin özlenen ve gereken ölçüde kıvamlanabilmesi, bu düşüncelerin doğrudan doğruya sosyo-ekonomik öze yönelik bulunan ve somut maddî gerçeklikle olan ilintisinin kopukluğunu ortaya koyan sağlıklı eleştirilerin ve antitezlerinortaya atılmasına bağlıdır. Eğer bu araştırma, böylesine doğurgan bir eleştiri çığırını kışkırtıp açabilecekse, kendisine harcanmış olan emek de boşuna gitmemiş demektir.                 * * * Birinci Kısım : Giriş - Ön Sorunlar * * *





Birinci Bölüm: Sözleşmeden Dönme Hakkının Tarihsel Gelişimi



1. Roma Hukukunda

2. Pandekt Hukukunda

3. Onsekizinci Yüzyıldan Sonra

4. Türk Hukukunda





İkinci Bölüm: Sözleşmeden Dönme Hakkının Görevi, Özü Ve Gücü









1. Sözleşmeden Dönmenin Görevi Ve Amacı

2. Sözleşmeden Dönmenin Hukuksal Özü Ve Gücü

I. Sözleşmeden Dönmenin Yenilik Doğurucu Etkisi

2. Yenilik Doğuran Haklar

3. Sürekli Defi Hakları

4. Dönme Yenilik Doğuran Hakkı

Iı. Sözleşmeden Dönmenin Borçlanma Sözleşmesine Etkisi

Iı. Dönmenin Borçlanma Sözleşmesine Dolaysız Etkisine İlişkin Görüş

Iıı. Dönmenin Borçlanma Sözleşmesine Dolaylı Etkisine İlişkin Görüş

1. Üstün Tutulması Gereken Görüş

Iıı. Sözleşmeden Dönmenin Tasarruf Sözleşmesine Etkisi

A) Dönmenin Aynî Tasarruf Sözleşmesine Etkisi

B) Dönmenin Geniş Anlamda Tasarruf Sözleşmesine Etkisi







Üçüncü Bölüm: Sözleşmeden Dönme Hakkının Kavramsal Çerçevesi







1. Fesih Hakkı

2. Geri Alma Hakkı

3. Cayma Hakkı

4. İptal Hakkı

5. Satılanı Geri Alım Hakkı

6. Değiştirim Hakkı







Dördüncü Bölüm: Dönme Eliyle Çözülebileceğikuşkulusözleşmeler

1.İkiden Az Ya Da İkiden Çok Kişiye Borç Yükleyen Sözleşmeler

2.Sürekli Sözleşme İlişkileri

3.Geçersiz Sözleşmeler

4.Eksik Borç İlişkileri









* * * İkinci Kısım: Dönme Hakkının Kullanılabileceği Durumlar * * *







Birinci Bölüm: Sözleşmede Sa.Klı Tutulmuş Dönme Hakkı





1. Toplu Bakış

2. İktisaden Güçlü Sözleşen Yararına Kurulmuş Dönme Hakkını

Saklı Tutma Anlaşmasının Geçersizliği

3. Bozucu Şarta Bağlı Sözleşme

4. Alıcının Satılanı Uygun Bulması Şartına Bağlı Satım 5. Örtülü Anlaşma

6. Dönme Akçası 7. Sözleşme Cezası

8. Aşırı Dönme Akçasının İndirimi







İkinci Bölüm: Yasal Dönme Hakkı







1. Toplu Bakış 2. Sözleşmeden Dönme Hakkı Veren Dar Anlamda İfa Engelleri

I. Zamanında İfa Etmeme

C) Genel Olarak

D) Satım Sözleşmesinde Borçlu Temerrüdü

E) Miras Sözleşmesinde Borçlu Temerrüdü

Iı. Hiç İfa Edemez Duruma Düşme

3. İfa İmkânsızlığı Olguları

4. Borçlunun Sorumluluğuna Yol Açmayan İfa İmkânsızlığı

5. Borçlunun Sorumluluğuna Yol Açan İfa İmkânsızlığı



6. Satılanın «Zapt» Edilmesi

7. Gereği Gibi İfa Etmeme

1. Genel Olarak

1. Satım Sözleşmesinde Nitelik Yönünden Kötü İfa

2. Kira Sözleşmesinde Nitelik Yönünden Kötü İfa

3. Eser Sözleşmesinde Nitelik Yönünden Kötü İfa

V. Davranış Yükümüne Aykırılık

1. Genel Olarak

2. Mirasçının Sadakatsizliği

1. Miras Sözleşmesine Dayanan Akdî Mirasçılığı Daraltacak Davranışlar

2. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Sürdürülmesini Katlanılmaz Kılacak Davranışlar

, 5. Borçlunun Daha İfa Günü Gelmeden Önce Borcunu İfa

Etmeyeceğini Bildirmesi

6. Toplu Yargı

Vı. Alacaklının Temerrüdü

3. Sözleşmeden Dönme Hakkı Veren. Geniş Anlamda Sözleşme

Sarsıntıları

I. Borçlunun Alacaklısının Alacağını Tehlikeye Düşürecek Bi

Çimde Acze Düşmesi

Iı. Borçlunun Aşırı İfa Güçlüğüne Uğraması

Iıı. Sözleşmenin Kuruluşunu Etkilemiş Tasavvurun Boşa Çıkması

§ 4. Etraflı Düşüııebilseydi Kurmamış Olacağı Bir Sözleşmeyi Kur

Maya İtilmiş Olan Dar Gelirli Borçlunun Sözleşmeden Dönme

Hakkı

§ 5. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinden Dönme

§ 6. Toplu Bakış









* * * Üçüncü Kısım: Dönme Harkının Kullanılmasına



Getirilen Daraltımlar * * *









Birinci Bölüm: Bölümsel Dönme Harkı







§ 1. Bölünebilir Edimin İfasında Bölümsel Bir Sözleşme Sarsıntısı

§ 2. Art Arda Yollamalı Sözleşmede Dönemli Edimlerden Birine

İlişkin Bir Sözleşme Sarsıntısı

§ 3. Karma Ve Birleşik Sözleşmelerden Dönme









İkinci Bölüm: Dönme Hakkından Feragat





§ 1. Genel Olarak Feragat İşlemi

§ 2. Özel Olarak Dönme Hakkından Feragat

§ 3. İktisaden Güçlü Sözleşen Yararına Gerçekleştirilen Feragatin

Geçersizliği











Üçüncü Bölüm: Dönme Hakkının Etkisizleşmesi







§ 1. Dönme Hakkının Artık Kullanılmayacağı Yolunda Bir Güvenin

Yaratılması

§ 2. Dönme Üzerine Geri Verilmesi Gerekecek Nesnenin Geri Veril

Mesinin İmkânsızlaşması

§ 3. Dönme Hakkı Sahibinin Hukuka Veya Ahlâka Aykırı Davranışı

§ 4. Hukuksal Ödevlere Uymama











* * * * * Dördüncü Kısım : Bönme İşlemi Ve Doğurduğu Sonuçlar * * *







Birinci Bölüm: Dönme İşlemi









§ 1. Dönme Hakkının Kullanılmasında Geçerli Temel İlkeler

§ 2. Dönme İşleminin Şekli

§ 3. Dönme Hakkının Yargılamada Kullanılması

S 4. Dönme Bildiriminin Yorumu

§ 5. Dönme İşleminin Geçersizliği







İkinci Bölüm: Dönme İşleminin Sonuçları







§ 1. Toplu Bakış

§ 2. Dönme İşleminin Yerine Getirilmemiş Edim Yükümlerinden

Kurtarıcı Etkisi

§ 3. Dönme İşleminin Yerine Getirilmiş Sözleşme Edimlerini Geri

Sağlayıcı Etkisi

I. Toplu Bakış

Iı. Haksız Fiilde Sorumluluk

A) Haksız Zenginleşmede Sorumluluk

B) Haksız Zilyetlikte Sorumluluk

V. Gerçek Olmayan Vekilliksiz İş Görmede Sorumluluk

Vı. Satılanın Zapt Edilmesinden Ötürü Sözleşmeden Dönme Üs

Tüne Doğan Çözülme İlişkisindeki Sorumluluk

Vıı. Ayıplı İfadan Ötürü Sözleşmeden Dönme Üstüne Doğan Çö

Zülme İlişkisindeki Sorumluluk

Vııı. Taksitle Satım Sözleşmesinden Dönme Üstüne Doğan Çözülme

İlişkisindeki Sorumluluk

Ix. Önerilen Sorumluluk

A) Genel Olarak

B) Zararlardan Sorumluluk

C) Yararlardan Sorumluluk

D) Harcamalardan Sorumluluk

E) Güven İlkesinin Rolü

F) Sözleşme Hukuku Kurallarının İşlerliği

G) Geri Alma İstemlerinin Etkisizleşmesi

H) Geri Alma İstemlerinin «Nisbî» Niteliği

X. Değişik Görüşlerin Eleştirisi

§ 4. Dönme İşlemi Ve Sözleşmeye Aykırılıktan Ötürü Zarar-Giderim.

Îstemi

§ 5. Dönme İşleminin Hukuksal Sonuçlarının Ortadan Kaldırılması