Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlarımız:      Ekim (163)      Eylül (180)      Ağustos (193)      Temmuz (82)
Anasayfa   >   Medeni Usul Hukuku   >   Yayınevi Belirtilmemiş   >   Timuçin MUŞUL

Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri

Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri

- Yayınevi Belirtilmemiş

Sayfa Sayısı
:  
261
Kitap Ölçüleri
:  
16x23 cm
Basım Yılı
:  
2009
ISBN NO
:  
978-975-464-517-0

30,00 TL ( KDV Dahil )









ÖNSÖZ

I- \"Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri\" adını taşıyan kitabımızın 1. baskısı 1984 yılında yapılmıştı.\′

Mevcudu tükenen bu kitap, medeni usul hukukunda terdit ilişkilerini her yönüyle ele alıp ayrıntılı bir şekilde işleyen Türk hukuk literatüründeki ilk ve tek bilimsel eser olması sebebiyle tıpkı basımını yapmayı .uygun gördük.

Terditli davaların geçerli olup olmadığı hususunda fTUMK\′da herhangi bir hüküm yoktur. Türk hukuk uygulaması büyük ihtiyaç duyulan bu dava yığılması çeşidini kabul etmekte uzun şiire bocalamıştır. Yargıtay, adeta Mecelleden gelen bir anlayışla özellikle çelişik hukuki sebeplere dayanan netice-i taleplerin ayni dava dilekçesinde birleştirilemeyeceği ve bu yüzden de terditli taleplerin geçerli olmadığı görüşünde idi.2

Yargıtay, netice-i taleplerin çelişik hukuki sebeplere terditli olarak dayandırılması halinde; önce davacıdan, dayandığı hukuki sebebin ne olduğunu belirtmesi istenerek terdidin giderilmesi ve ondan sonra davaya, dayanılan hukuki sebep doğrultusunda bakılması gerektiğine karar veriyordu.\′

Ancak Yargıtay\′ın terditli davaların geçerli sayılmak gerekip gerekmediği konusundaki tutumu istikrarlı olmamış, terditli davaları kabul etmeyen kararlar yanında, caiz sayan kararlar da vermiştir.

\"\"Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri\" konulu Doktora Tezi. 25 Kasım 1982 günü Prof Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ başkanlığında Prof. Dr. Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU. Prof. Dr. Hayri DOMANİÇ. Prof. Dr. Yavuz ALANGOYA ve Prof. Dr. Erdoğan MOROGLU\′ndan oluşan Doktora Tez Jürisi önünde İstanbul Üniversitesi-I lukuk Eaki\′ıl-tesi\′nde savunulmuş ve kabul edilmiştir.
Nitekim Mecelle\′de. çelişik iddia veya savunma vasıtalarının bir arada ileri sürülemeyeceği kabul edilmişti (bkz. BERKİ. A.II.: Mecelle (Mecellc-i Ahkâm-ı Adliye), Ankara 1959. s. 251-255: BİLMEN. Ö.N.: Hukuku İslâmiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu. İstanbul 1970. C. 8. S. 100-103).
Keza bkz. Yargıtay I. HD.. 23.1.1973. E. 972/10310. K. 220 (KARAHASAN. M.R.: Türk Medeni Kanunu. Eşya Hukuku. Cilt 11. Ankara 1977, s. 1533). Yargıtay bu kararında, hile ve muvazaaya dayanan iptal isteklerinin birlikte incelenmesinin mümkün olmadığını, davanın hileye hasredilmek suretiyle görülmesi gerektiğini kabul etmiştir. İdari yargıda ise. terditli dava açılması caiz sayılmamaktadır. Nitekim Danıştay 11. Dairesi \′nin 22.11.2006 tarihli kararı aynen şöyledir.
\"2577 sayılı Kanunun \"İdari Davaların Açılması\" başlıklı 3. maddesinin 2. fıkrasında, dava dilekçelerinde bulunması gereken unsurlar beş bent halinde sayılmış olup (b) bendinde, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin dava dilekçesinde gösterileceği. 15. maddesinin (I\′\′d) bendinde ise. otuz gün içinde 3. maddeye uygun olmayan dilekçelerin yeniden düzenlenmek üzere reddine karar verileceği öngörülmüş bulunmaktadır.



1984 yılında yayımlanan \"Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri\" başlıklı tezimizde, Yargıtay\′ın özellikle çelişik hukuki sebeplere dayanan iddiaların ayni dava dilekçesinde birleştirilemeyeceği ve bu yüzden de terditli taleplerin kabul edilmemek gerektiği yolundaki görüşünü eleştirmiştik. Çelişik iddiaların doğruyu söyleme yükümlülüğüne aykırı olmadığı sonucuna varılan hallerde terditli davanın ihtiva ettiği birbiriyle çelişik olan hususlardan biri hâkimin hükmü ile reddedildikten sonra, ancak o zaman diğer husus hakkında karar verilebileceği için, davanın dinlenmesine engel bir çelişkinin varlığından söz edilemeyeceğini -ileri süren görüşü-3 benimseyerek savunmuştuk. Terditli iddialarda değişik hukuki sebeplere dayanan taleplerin ayni zamanda hüküm altına alınması sözkonusu olmayıp sebeplerden birinin varit olmaması halinde, ancak o zaman diğer sebebin tek başına nazara alınması gerekeceğini, bu yüzden çelişkiye düşmek tehlikesinin mevcut olmadığını açıklamıştık.

Kaldı ki, terditli davaların açılmasına kanuni bir engel olmadığı gibi, buna engel olabilecek haklı bir sebep de bulunmadığını, aksine usul ekonomisi bakımından aşikâr faydaların terditli davaların kabul edilmesini gerektirdiğini savunmuştuk.6

Dava dilekçesinin incelenmesinden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü) ikramiye Yönergesinin tamamının, eğer bu mümkün değilse adı geçen Yönetmeliğin 5,6,7,12,14 ve 15. maddeleri ile 9. maddesinin \"birim amirinin teklifi üzerine ödenir\" ibaresinin ve 11. maddesinin I\′inci 2\′nci re 4\′üncii fıkraları ile 3\′üncü fıkrada yer alan \"ikramiyeleri birim amirinin teklifi üzerine ödenir\" ibaresinin iptali işlemleriyle davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Danıştay\′ın yerleşik içtihatlarına göre idari vargıda acılan davalarda terditli (birden fazla istemle açılıp, birisi olmadığı takdirde diğerine karar verilmesi yolunda) istemde bulunulması ve bu şekilde dava açılması olanağı bulunmadığından, davacının, alternatif istemle açtığı işbu dava dilekçesinin. 2577 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca reddi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kamımı\′mm 3. maddesi hükmüne uygun bulunmayan dava dilekçesinin, aynı Kanunun 15. maddesinin değişik (İd) bendi uyarınca bu kararın bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde, belirtilen hususlara göre düzenlenerek yeniden dava açılmak üzere reddine, sözü edilen Kanunun 15. maddesinin 3. fıkrası uyarınca yeni dilekçe düzenlenerek açılacak dava için ayrıca harç alınmamasına, yeniden verilen dilekçede aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde aynı maddenin 5. fıkrası uyarınca davanın reddedileceği hususunun davacıya bildirilmesine, dava dilekçesinin yenilenmemesi halinde artan posta giderlerinin istemi halinde davacıya iadesine... oybirliği ile karar verildi.\" (Danıştay 11.D.. 22.11.2006. E.2006/7974. K.2006/5418)
Postacıoğlu. İ: Tecrübeler Işığında Medeni Usul Hukuku. Varılan Noktalar. Muhtelif Gelişmeler (İİJHF., 50. Yıl Armağanı. Cumhuriyet Döneminde Hukuk. İstanbul 1973. s.350 Bkz. aşağıda § 5

\"Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri\" başlıklı tezimizin 1984 tarihinde yayımlanmasından sonra Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu\′-nun, 22.5.1987 tarih ve E. 1986/4, K. 1987/5 sayılı kararında;

\"Miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile Borçlar Kanununun 18. maddesine, dayalı muvazaa nedeniyle iptal-tescil davası da açabilecekleri(nin) \"

belirtilmesi suretiyle Yargıtay, çelişik hukuki sebeplere dayandırılan iddiaların aynı dava dilekçesinde terdit ilişkisi içinde ileri sürülebileceğini açıkça kabul etmiştir.

II- Bu kitap, 1984 yılında ilk basısı yapılıp mevcudu tükenen \"Medeni
Usul Hukukunda Terdit İlişkileri\" kitabının \"TIPKI BASIMI\" olmakla bera
ber Yargıtay\′ın terditli davalar hakkındaki görüşünün bugüne kadar nasıl bir
seyir takip ettiğini göstermesi açısından fayda sağlayacağını umduğumuz
kararlarını tarih sırasıyla \"EK KISIM\" başlığı altında kitabın sonuna ekle
meyi uygun gördük.

III- Yetişmem sırasında çok büyük özveride bulunmuş olan rahmetli an
nem ve babam MEDİHA MUSUL ile İHSAN ALİ MUŞUL\′un aziz hatıra
larına ithaf ettiğim \"Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri\" kitabının 2.
Basısının (TIPKI BASIM) da öğrencilerimize, araştırmacı ve uygulamacılara
faydalı olmasını dilerim.


Master çalışması (Brunel University-West LONDON) sırasında dahi yardımcı olmayı ihmal etmeyerek diğer kitaplarımın basılarında olduğu gibi bu kitabın baskıya hazırlanmasında da titiz ve sabırlı bir çalışma ürünü olan kontrol ve düzeltmeleriyle değerli katkıda bulunan oğlum EMRE MUSUL ile Yargıtay kararlarının temininde değerli yardımlarını esirgemeyen Sayın Av. Dilek ALACA ya ve

Kitabın 2. baskısını gerçekleştiren YETKİN Basım Yayım ve Dağıtım A.Ş. adına Sayın Muharrem BAŞER ile Sayın Y. Ziya GÜLKÖK başta olmak üzere emeği geçen tüm çalışanlarına da ayrıca teşekkür ederim.



10 Mayıs 2009 ÜSKÜDAR - İSTANBUL

Doç. Dr. Timuçin MUSUL





GİRİŞ


Adi yargılama usulü olarak yazılı yargılama usulünü benimsemiş olan HUMK sistemimizde1 layihalar teatisi daha sonra yapılacak olan tahkikatın temelini teşkil edecektir. Dava malzemesinin belirli bir usul kesiti içinde yazılı olarak dosyada toplanması gerekir. Bu usul kesiti aşılınca, taraflar artık yeni bir dava malzemesini davaya sokamazlar. Aksi halde dava değiştirme yasağına maruz kalırlar .

Layihalar teatisi safhasında teati edilecek layihalar sırasıyla dava dilekçesi, cevap layihası, replik (Replique) (HUMK. m.209) ve düplik (Duplique)\′tir (HUMK. m. 210). Dava dilekçesi, davacının ileri sürdüğü talep hakkını inşaya yarıyan bütün dava vakıalarını açık ve özet şeklinde içermelidir (HUMK. m. 179/b. 1). Tahkikat ile yargılama ancak başlangıçta teati edilen layihalarda yer alan dava malzemesiyle sınırlı olacaktır\′.

Bir davada tarafların bütün iddia ve savunma sebeplerini bir defada ve belirli bir yargılama kesitine kadar ileriye sürme zorunluluğunda olmaları terdit ilkesi (Eventualmaxime) ile ifade edilir4. HUMK\′mu-zun sisteminde terdit ilkesi caridir5. Nitekim bu husus davacı bakımın-

Alman Medenî Usul Kanunu (AMLJK.) ise, esas itibariyle sözlü yargılama usulünü benimsemiştir. Bu usulde, yargılama bir takım kesitlere ayrılmış olmayıp, başlamasından hüküm ile sona ermesine kadar bir bütün teşkil eder. Sözlü (şifahî) yargılamanın birliği (bir bütün olarak kabul edilmesi) ilkesinin sonucu olarak, Alman hukukunda taraflar hüküm verilmesine kadar her zaman yeni vakıaları yargılamaya sokabileceklerdir. Ancak, bu hususları davanın başında ileri sürmeye tarafları dolaylı bir şekilde zorlayan hükümler de mevcuttur (Nitekim bkz. AMLJK § 296. 296a Açıklama için ileride § 6, III, 3, c, aa, bbb. I. dn. 142\′yebkz.).
ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s. 9
ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s. 83 ve Yargılama, C II, s. I; POSTACIOĞLU, Usul, s. 425-426; KURU, Usul (4. Bası), C. II, s. 1087-1088, 1245, 1249 vd.. 1282-1284, 1285 vd.
BERNHARDT, s. 148; BAUR, Zivilprozessrecht, s. 49; WALDER, s 211; LEUCH, Art. 92; GULDENER, s. 181; ÜSTÜNDAĞ. Yargılama, C. I, s. 413; ALANGOYA. tez, s 4.
ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s. 54, dn. 88 ve Yargılama, C. I, s 206; ANSAY, s. 156-157; BİLGE. s. 233; BİEGE/ÖNEN, s. 297-299.




dan HUMK. m. 179/b. 1 ve m. 185/b. 2\′de, davalı bakımından ise HUMK. m. 202/f. 2\′de belirtilmiştir. HUMK\′muzun çeşitli maddelerinde (179, 187, 201, 202, 221, 242) terdit ilkesinin tezahürleri görülmektedir. Kanunun öngördüğü usul kesiti içinde beyan olunan vakıaları ispat için sonradan delil ikamesi ise istisnalar (delillerin hasrı, kafi mehil) dışında yargılama sona erinceye kadar her zaman mümkündür (HUMK. m. 244 ve m. 482/son cüm. karş. yeni m. 180/1 ve m. 195/1).

HUMK. m. 202/f. l\′e göre, davalının cevap layihasının, bütün iddia ve savunma sebeplerini ihtiva etmesi gerekir. Davalı cevap layihasında yer alacak olan savunma sebeplerini ancak kendisine ayrılmış olan usul kesiti içinde ve hepsini birlikte ileri sürebilir. Davalı belirli usul kesiti içinde hiç cevap vermezse, artık bu cevap layihasında yer alabilecek ve ancak onun içinde ileri sürülebilecek olan savunma sebeplerini dermeyan edebilmek hakkını -yazılı yargılama usulünün bir sonucu olarak- kaybeder.

Bu faraziyede davalı inkârda bulunmuş sayılır. Sonradan HUMK. m. 202/f. 2 ve 3\′den yararlanabilip yararlanamayacağı doktrinde tartışmalıdır6.

Davacı, davalının savunmalarını ihtiva eden cevap layihası kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gün içinde vereceği replikte (cevaba cevap) ancak davalının savunmalarını çürütücü iddialarda bulunabilir. Yoksa dava dilekçesinde belirtilmesi gereken iddialarım ilk defa replikte ileri süremez. Aksi halde iddianın genişletildiği itirazına maruz kalır7. Meselâ, ödünç akdine dayanılarak açılan alacak davasına karşı, davalının verdiği cevap layihasında zamanaşımı savunmasında bulunması üzerine, davacı replikte, kısmi ödeme sebebiyle (BK. m. 133/b. 1) zamanaşımı savunmasının yerinde olmadığım ileri sürebilir. Buna karşılık, davacı ayni faraziyede, davalının zamanaşımı savunması üzerine vereceği replikte davalıdan kira akdi dolayısıyla de alacaklı olduğundan bahisle ayni miktar alacağa bu sefer kira

Süresinde cevap lâyihası vermemeye bir yaptırımın, uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin görüşler için bkz KARAFAKİH, s. 144 ve agm., s. 13 vd.; BELGESAY, s. 259; POSTACIOĞLU, Usul, s. 419-420; ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s. 92, vd., s. 101 ve Yargılama, C. 1, s. 419; KURU, Usul, C. H, s. 1273-1276.
Bkz ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s. 101 vd.; POSTACIOĞLU, Usul, s. 426; KURU, Usul, C II, s. 1282-1283.


akdine dayanılarak hükmedilmesini talep edemez. Aksi halde davanın değiştirildiği itirazıyla karşılaşabilecektir.

Davalı da, repliğin kendisine tebliği üzerine 10 gün içinde vereceği cevap layihasında (düplik: cevaba cevabın cevabı) replikteki iddiaları çürütecek karşı savunmalarını ileri sürecektir. Yoksa, davalı cevap layihasında belirtmesi gerekirken belirtmemiş olduğu savunmalarını ilk defa düplikte ileri süremez. Aksi halde savunmanın genişletildiği itirazıyla karşılaşabilir . Nitekim yukarıdaki örnekte, davacının replikte kısmi ödeme sebebiyle zamanaşımının kesildiğini, bu yüzden zamanaşımı savunmasının varid olamayacağını belirtmesi üzerine; davalı düplikte, kısmi tediyenin karz alacağına değil, kira borcuna mahsuben yapıldığını bu sebeple zamanaşımının kesilmesinin söz konusu olamıyacağını ileri sürebilecektir. Fakat davalı aynı faraziyede, davacının replikte ileri sürdüğü zamanaşımının varid olmadığı iddiasına karşı düplikte esasen dava konusu alacağın davacı tarafından ibra edilmiş olduğu savunmasında -bu savunma, replikteki iddiayı çürütü-cü nitelikte olmadığı için- bulunamayacaktır. Aksi halde davalı, savunmanın genişletildiği itirazına maruz kalabilecektir.

Replik ve düplik safhasında ileri sürülen vakıalar da aslında dava vakıalarıdır. Ama HUMK. m. 179/b. 1 dava dilekçesinde davacının davasını kurmaya yarayan vakıalara yer verilmesini aramakla yetinmiştir. Bu vakıaları açıklayıcı dava vakıalarının ise usulün sonraki safhalarında (cevap layihası, replik, düplik) ileri sürülmesine, böylece HUMK zımnen cevaz verdiğine göre , bu faraziyede kanun terdit ilkesine yer vermemiştir. Zira aksi halde replikte ileri sürülen vakıalar dahi davanın vakıaları olduğuna göre, bu vakıaların davayı inşa eden ve davaya cevap teşkil eden vakıalarla birlikte ve aynı zamanda beyan edilmesi gerekirdi. Diğer bir deyişle taraflar kanunun öngördüğü usul kesiti aşıldıktan sonra artık yeni bir iddia veya savunma vasıtasını, yeni bir maddi vakıayı ileri süremezler. Aksi halde iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağını çiğnemiş olurlar\".

ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s. 101-110 vd; POSTACIOĞLU, Usul, s. 426 ve ayrıca bkz. s. 428, dn. 2 bis ve s. 429, dn. 4 bis; KURU, Usul, C, II, s. 1284 ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s. 115.
Bu konu ile ilgili daha geniş bilgi için bkz. ileride § 6, III, 3, b, bb Dava açıldığı sırada mevcut olduğu halde dava dilekçesinde belirtilmeyen vakıalar, sonradan ancak hasmın rızası ya da ıslah yolu ile derdest davaya sokulabilecektir. Görüldüğü gibi HUMK iddia ve savunma sebepleri ve bunlarla ilgili


İşte, inceleme konumuz olan \"Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkilerinin önemli özelliği burada ortaya çıkmaktadır. HUMK sistemimizde yapılacak tahkikatın teati edilen layihaların muhtevası ile kayıtlı olması, bu layihalarda yer almayan yeni bir iddia veya savunma vasıtasının sonradan ileri sürülmesinin davanın genişletilmesi yasağına yolaçması, bu konularda terdide başvurulabileceğinin kabul edilmesiyle önemli bir pratik ihtiyaç karşılanmış olacaktır.

Davacı, netjcei talebini dayandırdığı olayın hukuki sonuçlarından şüphe edebilir*veya neticei talebinde kendisini haklı çıkaracak vakıalardan davacının bilgisi olmayabilir ya da sözkonusu vakıaların ispat edilebilirliliği muhakkak değildir12. Böyle durumlarda davanın reddine engel olacak, davanın görülmesi sırasında başvurulması halinde maruz kalmabilecek davanın genişletilmesi yasağı itirazına imkân vermeyecek, kısacası davacıya davayı kazanma şansını arttıracak müessese terditli dava yoludur. Meselâ, alıcı satım akdine dayanarak malın kendisine teslim edilmesini talep etmekle beraber, satım akdinin geçerliliğinden emin olmıyabilir. Satım akdi geçerli değilse malın teslimi talebiyle açacağı dava reddedilecektir. Bu yüzden alıcı, satım akdine dayanarak malın kendisine teslim edilmesini asıl talep olarak birinci sırada ileri sürer. Eğer satım akdi geçerli değilse, o takdirde vermiş olduğu satış parasının kendisine iade edilmesini yardımcı talep olarak ikinci sırada dava eder. Görüldüğü gibi bu faraziyede davacı doğru neticei talebini iyi saptayamama olasılığına dayanarak neticei taleplerini terdit ilişkisi içine sokmaktadır. Böylece, asıl talebe ilişkin davanın reddi halinde, satış parasının iadesi talebi ile; a) ikinci bir dava açmak zorunda kalmıyacağı gibi, bu arada b) ikinci talep bakımından zamanaşımının dolması tehlikesini de ortadan kaldırmış olacaktır.

maddî vakıalar bakımından terdit ilkesinden kurtulma çarelerini getirmiş bulunmaktadır (HUMK. m. 185/b. 2 ve m. 202/f. 2 ve 3) Acaba, davanın açılmasından sonra ortaya çıkan vakıalar bakımından durum nedir? Dava dilekçesinde yeralması mümkün olmayan bu vakıaların davanın seyri sırasında serbestçe ileri sürülebilip sürülemeyeceği (hasmın rızası veya ıslaha gerek olup olmadığı) hususu tartışmalıdır. ÜSTÜNDAĞ, bu vakıaların sonradan ileri sürülebilmesi için de ıslaha gerek olduğunu belirtiyor (bkz. ÜSTÜNDAĞ, Doçentlik tezi, s 127 ve Yargılama, C. I, s. 464). Yargıtay da 1948 tarihli İçt. Bir. Kararında bu görüşü savunmuş idi (RG. 17.6.1948, No. 6934). Aksi görüş için bkz. POSTACIOĞLU, Usul, s. 461; KURU, Usul, C. II, s. 1194-1196. HELLWIG, Lehrbuch, 3, s. 86


\"Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkilerinin bilhassa terditli dava yığılmasının önemi, masraf ve zamandan tasarruf sağlamak suretiyle usul ekonomisine hizmet etmesinde görülür. Terditli davanın açılmasıyla, ileri sürülen taleplerin hepsi hakkında zamanaşımının kesilmesi suretiyle hak sahibi korunur. Terditli dava, davacının davayı kazanıma şansını arttırır. Bu özelliklerinden dolayı terditli dava yığılmasına ihtiyaç vardır.

HUMK\′muz terdit ilkesine yer vermiş fakat terditli dava yığılmasını düzenlememiştir. Şunu da hemen belirtelim ki/HUMFC\′da terdit ilkesinin cari oluşundan terditli dava yığılmasının da geçerli sayılmak gerektiği sonucu çıkarılamaz. Zira. HlJMK\′da terdit ilkesinin cari olduğu hallerde buna uymak zorunlu olduğu halde terditli davaya başvurmak isteğe bağlıdır. Kaldı ki, terdit ilkesi uyarınca birlikte ileri sürülmesi gereken hususlar arasında bir sıralama sözkonusu olmadığı halde terditli davada terdit ilişkisi içine sokulan hususlar arasında bir sıralama yapılmaktadır. Türk hukuk doktrini usul ekonomisi düşüncesi ile terditli davalara ihtiyaç olduğunu ve bunların geçerli bulunduğunu tereddütsüz kabul etmektedir. Yargıtayımız ise, terditli davalara ihtiyaç olduğu gerçeğini teslim etmekle beraber geçerliliği hususunda uzun süre tereddüt etmiştir. Bugün ise uygulamada, terditli davaların caiz sayılması yönünde gittikçe kuvvetlenen bir eğilimin varlığını tesbit ediyoruz1\′1.

Türk hukuk doktrininde terdit ilişkileri gerektiği şekilde ele alınıp, ayrıntıları ile incelenmiş değildir. Sadece ders kitaplarında diğer konular incelenirken terditli davalardan da bir ölçüde bahsedilmiştir. Terdit ilişkileri konusu karşılaştırmalı hukuk sahasında, özellikle alman hukukçuları tarafından esaslı bir şekilde incelenmiştir. Terdit kavramı alman hukukunda \"eventuell\" kelimesi ile ifâde edilmektedir. Aslında \"eventuell\" kelimesinin tam karşılığı muhtemeldir. Gerçekten de, terdit ilişkisinde, meselâ neticei taleplerin terditli yığılmasında bir ihtimalli durum vardır. Şöyle ki, davacı, bir neticei talebi birinci sırada, bunun kabul edilmeyebileceği ihtimalini dikkate alarak ikinci sırada da diğer bir neticei talebi ileri sürmektedir.

Medeni usul hukukunda terdit ilişkileri bakımından ortaya çıkan usul hukuku sorunları alman hukukunda son zamanlarda ilgi çeken



önemli bir konu haline gelmiştir.14 Terdit ilişkileri hakkında alman hukuk ders kitaplarında ayrıntılı bilgiler verildiği gibi, tez ve birçok makaleler de yayınlanmıştır. Özellikle, asıl ve yardımcı talep problemi hakkında Brox\′unb usulî takas (davada takas) in sorunlarına ilişkin Schvvab\′ın,16 terditli dava yığılmasının sorunlarına dair Merle\′nin17 makaleleri ile medeni usulde terdit ilişkileri konulu Kion\′un tezi bu konunun kazandığı önemi göstermektedir.

Alman hukukunda, taleplerin terditli olarak ileri sürülmesi, talep yığılmasını (objektif dava yığılmasını) düzenliyen AMUK § 260 çerçevesinde caiz sayılmakta ve objektif dava yığılmasının bir çeşidi olarak ele alınmaktadır.18 Alman kazai içtihadı da terditli talep yığılması-İıı 19. asrın sonundan beri kabul etmektedir.19

Biz, medeni usul hukukunda terdit ilişkilerini incelerken esas itibariyle alman hukukçularının eserlerine başvurduk. Terdit ilişkileri konusunda ortaya çıkan ve çıkabilecek olan sorunları tesbit edip bunlara çözümler ararken alman hukuk literatüründen büyük ölçüde yararlandık. Ancak şunu da belirtelim ki, alman medeni usul kanunu (AMUK) bizim usul kanunumuzdan farklı olarak esas itibariyle sözlü yargılama (şifahi muhakeme) usulünü benimsemiştir. Çalışmalarımız sırasında iki usul kanununun sistemleri arasındaki bu farkı daima gözönünde bulundurduk. Terdit ilişkileri konusunda alman hukukçularının eserlerinden yararlandığımız hususları HUMK\′muzun yazılılık sistemi ile bağdaştırmaya gayret ettik.

Alman Medeni Usul Kanunu 1977 yılında değişikliğe uğramıştır. Bu tarihten önce yayınlanmış olup da tezimizi hazırlarken yararlandığımız kaynaklarda zikredilmiş olan AMUK paragraflarından bir kısmı böylece sonradan değiştirilmiş olmaktadır. Faydalandığımız kaynaklarda belirtilmiş AMUK paragrafları açısından değişiklik; ya sadece paragraf numarasında olmuş (örnek: AMUK. eski § 271, yeni § 269)

MÜHL, Buchbesprechung, ZZP. 1972, 85 B<±, H. 3, s. 353.
BROX, Festschr. 150 Jahre C. Heymanns Verlag, 1965, s .121 vd.
SCHWAB, Festschr. Nipperdey, 1965, Bd. I, s. 939-956
MERLE, ZZP. 1970, 83. Bd., H. 4, s. 436-469.
STEIN/JONAS, § 260, II, B; ROSENBERG/SCHWAB, § 100, 11/1 ve 111/3;
LENT/JAUERNIG, s. 279; HELLWIG, Lehrbuch, 3, s. 70 vd. ve System, I, s.
320-321; GRUNSKY, Grundlagen, s. 52. Ayrıca bkz. ileride § 6, III.
MERLE, s. 437, dn. 8\′de zikredilen kararlar. Ayrıca bilhassa RGZ, Bd 77, s.
120\′deyeralan karar. Keza, RGZ, Bd. 144, s. 74; RGZ, Bd. 157, s 236.




veya eski paragrafın bir veya birkaç fıkrası ayrı paragraflar haline getirilmiş (örnek: AMUK. eski § 274/3, yeni § 296) ya da eski paragraf yeni paragrafın sadece bir fıkrası olarak düzenlenmiştir, (örnek: AMUK, eski § 280, yeni § 256/11). Biz tezimizde, 1977 tarihinden önce yayınlanmış kitap, tez ve makalelerin yararlandığımız kısımlarında yeralan AMUK. paragraf numaralarını aynen kaynakta olduğu gibi belirtip, parantez içinde ise 1977 değişikliği ile hangi paragraf olarak ve ne ölçüde değiştirildiğini ayrıca işaret etmeyi uygun gördük.

Bu incelememizde izleyeceğimiz plân ana çizgiferiyle şöyle olacaktır. Önce, terdit kavramından ve terdit ilişkisinden ne anlaşılmak gerektiğini, terdit ilişkisinin varlığından ne zaman sözedilebileceğini tesbit etmeye çalışacağız. Ondan sonra terdit ilişkilerinin kabul edilip edilemiyeceği sorunu üzerinde duracağız. Burada terdit ilişkilerinin kabulünü haklı gösteren hususları inceledikten sonra terdit ilişkilerinin kabule şayan sayılabilmesi için gerçekleşmesi gereken şartların (geçerlilik şartlarının) neler olduğunu göreceğiz. Terdit ilişkilerinin kabul edilebilirliği hususunda uygulamadaki durumu da belirttikten sonra terdit ilişkilerinin çeşitlerini incelemeye geçeceğiz. Sırasıyla terditli talep (objektif dava) yığılmasını, terditli karşılık davayı ve terditli sübjektif dava yığılmasını ele alacağız.

Bir talep çokluğunu ifade eden terditli talep yığılmasını incelerken talep çokluğundan ne zaman bahsedileceğini araştırmakla işe başlayacağız. Hemen belirtelim ki, terdit ilişkisi içine sokulacak olan taleplerden kasıt taraftar olduğumuz görüşe göre maddi hukuk talepleri (Anspruch) olmayıp, usul hukuku talepleridir (Prozessantrag). Zira maddi hukuk (medeni hukuk) talep kavramının medeni usul hukuku sahasında da aynen geçerli olacağının kabulü, usul hukuku sahasında doyurucu çözümlere ulaşılamayacak bir takım sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet verecektir.\"0 Bu yüzden biz usul hukukunun maddi hukuktan ayrı bir talep kavramına sahip olduğunu kabul ediyor ve bunu da usul hukuku talebi (usulî talep) kavramı ile ifade ediyoruz.

Bizim katıldığımız görüşe göre usulî talep, neticei talep ve bunun dayanağını teşkil eden maddi vakıalar kompleksinden (dava sebebinden) meydana gelir. Öyle ki, neticei talep veya maddi vakıalar kompleksindeki değişme usulî talebin değişmesine yolaçacağı gibi, bu iki unsurdan birinin yanında meydana gelecek bir yığılma usulî talep yı-
Bkz. ileride §6 II. 2 a


ğılmasına sebebiyet verecektir. Usulî talebin unsurlarını teşkil eden neticei talep ve dava sebebi bakımından terdit konularını inceledikten sonra gerçek ve gerçek olmıyan terditli dava ayırımı üzerinde duracağız. Gerçek olmayan terditli dava yığılmasını iddia ve savunma sebepleri açısından inceleyecek ve bu arada özellikle terditli takas üzerinde duracağız.

Terdit ilişkilerinin mahkemeye arz şekillerini, terdit ilişkilerinin mahkeme ve terdide başvuran taraf için bağlayıcı etkilerini ve yardımcı talebe ilişkin etkilerini de ayrı bir kısımda inceleyeceğiz. Bu son kısımda özellikle terditli talep yığılmasında yardımcı talebin derestli-ğinin ne zaman başlayıp, ne zaman sona ereceğini, yardımcı talep hakkında mahkemenin hangi halde yargılama yapıp karar vermesi gerektiğini araştıracağız.

Bu incelemelerden sonra, terditli talep yığılmasında görevli mahkemenin ve harçların tayini bakımından müddeabihin kıymetinin hesaplanması ve yargılama giderlerinin paylaştırılması sorunlarına gireceğiz.

Nihayet terditli talep yığılmasının sözkonusu olduğu bir faraziyede verilen hükme karşı temyize başvurulması halinde Yargıtay\′ın nasıl bir inceleme yapması gerektiği sorununu ele alacağız.

Plân hakkındaki bu kısa açıklamalarımızdan sonra, şimdi artık terdit kavramı ve terdit ilişkilerinin mahiyetinin incelenmesine geçebiliriz.

İÇİNDEKİLER

Sayfa

ÖNSÖZ 7
KİSALTMALAR 17
GİRİŞ 19


Birinci Kısım

TERDİT KAVRAMİ VE TERDİT İLİŞKİLERİNİN MAHİYETİ


§ 1. Terdit Kavramı 29
§ 2. Terdit İlişkilerinin Mahiyeti 33
I. Genel olarak 33
II. Şarta bağlı muameleler 33
1. Şart kavramı ve medenî hukuk muamelelerinin
şarta bağlanması 33
2. Usul hukuku muamelelerinin şarta bağlanması 36
a) Genel olarak 36
b) Taraf usul muamelelerinin şarta bağlanması 37


İkinci Kısım

TERDİT İLİŞKİLERİNİN KABULE ŞAYAN OLUP OLMADIĞI


§ 3. Terdit İlişkilerinin Kabule Şayan Sayılmasını
Haklı Gösteren Hususlar 43
I. Terdit ilişkilerine duyulan pratik ihtiyaç 43
II. Medenî Usul Kanununun Sistemi 50
1. Tasarruf ilkesinin yürürlükte olması 50
a) Davada taraf hâkimiyeti esası ve
bunun tezahürü olan ilkeler 50
aa) Genel olarak 50
bb) İlkeler 52



b) Özellikle tasarruf ilkesinin, terditli taleplerin kabule
şayan sayılmasını haklı göstereceği 55
2. Talep yığılmasının kanundaki düzenlenme şekli 57
§ 4. Terdit İlişkilerinin Kabule Şayanlık Şartları 59
I. Genel olarak 59
II. Terdit ilişkisi içine sokulmak istenen hususların tâbi kılınacağı
şartın konusunun ancak dava içi bir olay olabileceği 59
III. Sözkonusu şartın hangi nitelikte olabileceği 63
1. Şartlı dava yasağı ve şartlı derdestlik 63
a) Usul hukuku ilişkisinin doğuşu 63
b) Şartlı dava yasağı 66
c) Şartlı derdestlik 70

2. Derdestliğin geciktirici şarta bağlı olarak kurulamayacağı 70
3. Derdestliğin ancak bozucu şarta bağlı olarak kurulabileceği 71
4. Bozucu şarta bağlı derdestliğin, şartlı dava yasağına aykırı
düşmeyeceği 75
IV. Terdit ilişkisi içine sokulmak istenen hususlar arasında
bir irtibatın mevcut olması gerektiği 77
1. Genel olarak 77
2. İrtibatın varlığının kabul edilebileceği haller 81

a) Taleplerin ayni olaydan çıkarılması 81
b) Farklı olaylara dayandırılan taleplerin birbirine
engel olması 82
§5. Uygulama 87


Üçüncü Kısım
TERDİT İLİŞKİLERİNİN ÇEŞİTLERİ

§ 6. Terditli Talep Yığılması 93
I. Genel olarak 93
II. Taleplerin çokluğundan ne zaman sözedilebileceği 94
1. Genel olarak talep kavramı 94
2. Teoriler 95

a) Eski maddî hukuk teorileri ve ortaya çıkaracağı sorunlar 95
b) Usul hukuku teorileri 97
aa) Genel olarak 97


bb) Bir unsurlu usıılî talep kavramı görüşü 98
cc) İki unsurlu usıılî talep kavramı görüşü 99
aaa) Neticei talep ile olayın eşdeğerli olduğu görüşü 99
bbb) Neticei talebe olay karşısında üstünlük
tanıyan görüş 100
c) Yeni maddî hukuk teorisi
(Talep dayanaklarının birleşmesi teorisi) 101
d) Görüşümüz 101
III. Talep yığılmasının çeşitleri , 103
1. Birbirinin yanında (kumulativ) talep yığılması 103
2. Seçimlik (alternativ) talep yığılması 104
3. Terditli talep yığılması j. 106

a) Genel olarak 106
b) Usulî talebin unsurları bakımından terdit 107
aa) Neticei talepte terdit 107
aaa) Genel olarak 107
bbb) Talep çokluğundan tereddüt edilebilecek haller. 108
1. Talep çokluğunun sadece görünüşte olup
olmadığı 108
2. Talep birliğinin sadece görünüşte olup
olmadığı 110
bb) Dava sebebinde terdit 112
aaa) Genel olarak 112
bbb) Dava sebebinde terdit 114
c) Terdit ilişkilerinde çeşitli ihtimaller 122
aa) Gerçek ve gerçek olmayan terdit ilişkileri ayırımı 122
aaa) Görüşler 122
1. Genel olarak 122
2. Birinci görüş (hâkim görüş) 122
3. İkinci görüş 125
bbb) Savunma sebepleri bakımından terdit 131
1. Genel olarak 13 1
2. Terditli takas 136

(1) Genel olarak 136
(2) Terditli takas 138
A. Davanın reddi teorisi 144
B. Delil ikame teorisi 146
bb) Terditli mahkûmiyet talebi 148


§ 7. Terditli Karşılık Dava 152
I. Hangi hallerde sözkonusıı olabileceği ] 52
II. Kabule şayan olup olmadığı 154
§ 8. Terditli Sübjektif Dava Yığılması 158
I. Genel olarak 158
II. Kabule şayan olup olmadığı 159
III. Bazı soruular 164




Dördüncü Kısım
TERDİT İLİŞKİLERİNİN MAHKEMEYE ARZ ŞEKİLLERİ VE USULÎ ETKİLERİ


§ 9. Terdit İlişkilerinin Mahkemeye Arz Şekilleri 173
§ 10. Terdit İlişkilerinin Usulî Etkileri 177
I. Bağlayıcı etkisi 177
1. Mahkeme için 1 77
2. Terdide başvuran taraf için 178
II. Yardımcı talep bakımından etkileri I 79
1. Yardımcı talebin derdestliği 179
2. Yardımcı talep hakkında yargılama 182
3. Asıl ve yardımcı talep hakkında muhtemel kararlar 186

a) Genel olarak 186
b) Yardımcı talep hakkında kısmi hüküm verilip
verileni iyeceği 187
c) Asıl talebin kabule şayan olmaması veya zaman itibariyle
haksız olması ya da kısmen haksız olması 188
d) Asıl talebin kısmî hüküm ile reddedilip reddedileni iyeceği.. 189

Beşinci Kısım

TERDİT İLİŞKİLERİNDE,
ÖZELLİKLE TERDİTLİ TALEP YIĞILMASINDA
MÜDDEABİHİN KIYMETİNİN HESAPLANMASI,
YARGILAMA GİDERLERİNİN PAYLAŞTIRILMASI VE
KANUNYOLU İNCELEMESİ


§ ll.Terditli Talep Yığılmasında Müddeabihin Kıymetinin
Hesaplanması ; 197
1. Görevli mahkemenin tayini bakımından 197
1. Yardımcı talebin, asıl talebin reddedilmesine
tâbi kılınması halinde ; 197
2. Yardımcı talebin, asıl talebin kabul edilmesine
tâbi kılınması halinde 201
II. Harçların hesaplanması bakımından 201
§ H.Terditli Talep Yığılmasında Yargılama Giderlerinin
Paylaştırılması 207
I. Genel olarak 207
II. Terditli talep yığılmasında 207
1. Her iki talep hakkında da hüküm verilmiş ise 207
a) Her iki talebin de kabul veya reddi halinde 207
b) Taleplerden birinin kabul, diğerinin reddi halinde 208

2. Yardımcı talep hakkındaki hüküm fıkrası sonradan ortadan
kalkmış ise 208
3. Sadece asıl talep hakkında hüküm verilmiş ise 209
§ 13. Terditli Talep Yığılmasında Kanunyolıı İncelemesi 210
I. Her iki talep red (veya kabul) edilmiş ise 21 1
II. Taleplerden biri red, diğeri kabul edilmiş ise 211
SONUÇ 213
Eventualverhaltnisse im Zivilprozessrecht
(Znsanuııenfüssımg) 219



EK KISIM

Terditli Dava ile ilgili Yargıtay Kararları 223

BİBLİYOGRAFYA 247

Doç. Dr. Timuçin MUŞUL\′un Yayınları 257