Vedat Kitapçılık
Kargo Gönderim Saatleri;
Hafta İçi Saat 16:00 'ya kadar
Cumartesi Saat 11:00 'e kadar
Kartlarına Taksit
Seçeneklerimiz Vardır!
Banka Hesap Bilgilerimiz
Destek
HATTI
0212
240 12 54
240 12 58
Favori
Listenizde
Ürün Yok!
Sepetinizde
Ürün Yok!
Yeni Çıkan Yayınlar:      Şubat (125)      Ocak (115)      Aralık (118)      Kasım (150)

Demokrasi Teorisi Açısından Başkanlık / Cumhurbaşkanlığı Sisteminin Demokratiklik Değeri

Demokrasi Teorisi Açısından Başkanlık / Cumhurbaşkanlığı Sisteminin Demokratiklik Değeri



Sayfa Sayısı
:  
494
Kitap Ölçüleri
:  
16*24
Basım Yılı
:  
2019
ISBN NO
:  
978-605-300-892-7

98,00 TL










Demokratik rejim açısından hiçbir hükümet sistemi, salt biçimde demokrasiyle özdeş gösterilemeyeceği gibi, otoriterleşmeye yol açan tehlikeli siyasal tercihler olarak da yansıtılamaz. Bu çerçevede demokratik rejimin, farklı hükümet sistemleriyle de başarılı bir biçimde uygulanabilir olması mümkündür. Yani başkanlık, parlamenter, yarı-başkanlık ve meclis hükümeti modellerinden her birinin ve hatta sonradan ortaya çıkabilecek diğer modellerin de, demokrasiyle bir arada uygulanabilme ihtimali bulunmaktadır. Hükümet sistemlerinin, demokrasinin yaşamasına ve işleyişine uygun zemin oluşturabilmeleri kadar, çöküntüye uğramasına yol açabilmeleri de ülkeden ülkeye değişen bir siyasal realite niteliği taşımaktadır. Demokratik sistem temelinde Türkiye için en uygun hükümet modelinin ne olması gerektiği ve parlamenter, başkanlık ve yarı-başkanlık sistemlerinden hangisi uygulanırsa Türkiye’nin daha demokratik, istikrarlı ve etkin bir şekilde yönetileceği konusunda, siyasal ve akademik çevreler tarafından, daha önce de yer yer öne çıkarılmakla birlikte, özellikle 2000’li yıllarda bu sistem tartışmalarının yoğunluk kazandığı görülmüştür. O dönemler, Türkiye’de parlamenter sistemin uygulandığı bir siyasal ortamdaki hükümet sistemi arayışlarına yönelik bu tartışmaların, parlamentarizmin ıslah edilmesi veya yarı-başkanlık modeline geçişten ziyade, salt biçimde başkanlık sistemi ekseninde yürütülmüş olduğuna dikkat çekmek gerekir. Bunda ise, başkanlık sisteminde hükümetlerin, kamu politikalarını hayata geçirmeye yetecek kadar uzun ömürlü ve siyasal programlarını sonuçlandıracak kadar güçlü ve de meşruiyetini doğrudan halktan alıp, öngörülebilirliği ve hesap sorulabilirliği de daha yüksek olan yönetimlere zemin hazırlayacak kadar demokratik olduğuna yönelik düşünce ve eğilimlerin büyük etkisi olmuştur.


 


Bu monografik çalışmada, başkanlık sisteminin istikrarlı ve güçlü yönetimleri destekleyen yönlerinin yanında, özellikle de daha demokratik yönetimlerin oluşumuna nasıl zemin hazırladığı konusu, kapsayıcı bir perspektifle irdelenlemeye çalışılmaktadır. Bunun yanı sıra, başkanlık sisteminin dezavantajlı yönlerine de yer vermeye çalışan bu eserde, söz konusu olumsuz yönlerin ne gibi zararlı etkileri olduğuna ve bu zararlı etkilerin bertaraf edilebilmesi noktasında, Türkiye’ye özgü bir başkanlık modeli olarak Cumhurbaşkanlığı sisteminin ne gibi önleyici ve düzeltici hukuki mekanizmaları öngördüğüne etraflıca yer verilmektedir. Türkiye, söz konusu bu saiklerle başkanlık sistemini, ABD prototipindeki saf ve klasik haliyle değil de, olumsuz yönlerinin zararlı sonuçlarını önlemek veya düzeltebilmek için, kendi sosyo-politik ve sosyokültürel özelliklerine adapte etmek suretiyle siyasal pratiğe geçirmiştir. Bu yönüyle Cumhurbaşkanlığı sisteminin, önceki dönemin kısa ömürlü, dayanıksız, iş göremeyen koalisyon yönetimlerine ve demokrasinin sık sık askeri darbelerle kesintiye uğramasına ve dolayısıyla hükümet ve rejim istikrarsızlıklarına karşı, Türkiye’de demokratik rejimin istikrar içinde işleyişine katkı sunup sunamayacağının ortaya konulması gerekmektedir.


 


Türkiye’de, hükümet sistemi arayışlarının odağında yer alan başkanlık sistemine geçmek suretiyle, etkin ve dayanıklı bir yürütmenin yanı sıra, ondan bağımsız ve üstün konumda bir yasama erkinin oluşturulması da hedeflenmiştir. İstikrar içinde işleyen demokratik bir sistem kurmak isteyen Türkiye’nin, geçmişte yaşadığı siyasal ve yönetsel sorunların temelinde, hükümet sistemi tercihinin ötesinde, uzlaşma kültürünün zayıflığı, vesayet odaklarının etkinliğini besleyen sosyopolitik bir zeminin varlığı ve hukuk devleti uygulamalarındaki zafiyet gibi daha derin faktörlerin de yattığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Hükümet sistemi değişikliği, salt hükümetlerin göreve geliş yöntemlerini belirlemekten ibaret olmayıp, devletin siyasal erkleri arasındaki ilişki ve etkileşimi şekillendirmenin yanı s ıra, siyasal iktidarın toplum ve bireylerle ilişkisini de doğrudan etkileme özelliğine sahiptir. Dolayısıyla, bir ülkede hükümet sistemi değişikliğinin, salt bir hukuk mühendisliği olayı biçiminde değerlendirilmesi, eksik ve hatalı bir yaklaşım olacaktır. Diğer hükümet sistemleri kadar, bir başkanlık sisteminin de, uygulandığı ülkelerin kendilerine özgü sosyo-politik, sosyo-kültürel ve tarihi şartları temelinde tasarlanarak hayata geçirilmesi gerektiğinde şüphe yoktur.


 


 


Türkiye de bu saiklerle, kendine özgü bir başkanlık sistemi olarak Cumhurbaşkanlığı sistemini siyasal pratiğe geçirirken, işleyen ve dayanıklı bir demokratik rejim tesis etme ihtiyacından hareket etmiştir. Bu hedef doğrultusunda Türkiye, uzun süre uygulamış olduğu parlamenter sistem döneminde yaşanan istikrarsız, zayıf ve askeri - bürokratik vesayet etkilerine açık yönetimler gibi olumsuz tecrübelerin tekrarlanmaması ve uygulamaya başladığı başkanlık sisteminin de, çifte meşruluk, kutuplaşma ve rejim krizlerine yol açabilme türünden zayıf yönlerinin olumsuz etkilerini de önlemek veya azaltmak için, bu yeni hükümet sistemine bazı hukuki mekanizmaları monte etmek durumunda kalmıştır. Muhtemel bir yasama-yürütme tıkanmasına karşı getirilen bu mekanizma ve yöntemlerin, başkanlık sisteminin Türkiye şartlarında sağlıklı biçimde işleyişini sağlayabilmesi ölçüsünde, demokratik rejimin de istikrar içinde işleyişine zemin hazırlayacağı düşünülmektedir.